
Kimiz Biz?(Büyük Defter)
Annemizin gözleri kırmızı, elinde büyük bir kutu taşıyor.
Nedir bu kutu?
Pandora’nın Kutusu mu?
Biz ise küçük bir valiz taşıyoruz.
Ne var içinde, ne sığar bu küçük valize?
Bir de babamızın büyük defteri…
Kim yazacak, nasıl dolacak?
Anneannenin evi; nasıl bir yer burası?
Burada güneş doğar mı? Nasıl görevler üstleneceğiz burada?
Ya anneannem… Kim bu kadın? Yoksa Dünya mı? Savaşın ortasında; acının, pisliğin ve yokluğun kucağında alıştırmalar yapıyoruz.
Aşağılanma alıştırmaları, açlık alıştırmaları,
acı alıştırmaları…
Ve sonunda başarıyoruz acıyı alt etmeyi. Öğreniyoruz, hissizleşiyoruz.
Kendi okulumuz var bizim; öğreniyoruz dayanmayı her zorluğa.
Başlıyoruz yazmaya büyük deftere.
Kesinliği olmayan hiçbir şeyi yazmıyoruz deftere. Biliyoruz, insan değişir; duygulara takılıp kalmıyoruz.
Direniyoruz duyguların bizi bakmaya zorladığı pencereye.
Doğru olan şahitlik.
Bir seyirciyiz biz her şeye.
Komşularımız var bizim; görmeyi, duymayı, unutmayı seçmiş… Komşularımız var bizim; sadece bedenin isteklerine yenik düşmüş. Çok şey öğreniyoruz onlardan:
Kör olmayı, sağır olmayı… Kör olunca sadece kendi içimize bakıyoruz; sağır olunca da hiçbir acı çığlığı duymuyoruz.
İnsan ne çabuk inanıyor yarattığı hikâyeye!
İşkence alıştırmaları yapıyoruz. İnsan ne kolay öldürüyor!
Ne kolay bahaneler, yöntemler uyduruyor yaptığına.
Diğer çocuklar…
Tüm çocuklar masum mu? Sindirdiğine neler yapıyor? Sinmiyoruz.
Kış geliyor, üşüyoruz. Postacıyı bekliyoruz; yıkıyoruz, düşürüyoruz. Vermiyor bize parayı.
Gelen parayla biraz ısınmak istiyoruz.
Ayakkabıcı yetişiyor, ısıtıyor içimizi; kömürü kendisi oluyor savaş ocağının. Ona teşekkür etmiyoruz çünkü hediye almayı sevmiyoruz.
Hırsızlık yapıyoruz iyilik yapmak için.
Papazı, iyilik için şantajla bağışa zorluyoruz.
Hangi su temizleyebilir bu savaş lekesini bedenimizden, bilmiyoruz. Hangi papaz yıkayabilir elimizden bu kötülüğü? Hangi kutsal kitapta yazılı asıl hikâye?
Kim öğretecek gerçeği? En ateşli kıyımın ortasında bile insanın bu şehveti…
Kimse etmedi kendi kendine ettiğini.
Bu şehvetin çekiminde kimseye layık görmedi kadına göğüslediğini.
Bir armonika melodisi, bir tiyatro sahnesi, alarmlar, insan sürüsü…
Hangi zihin unutabilir tutuşan bu insan korunun yükselişini?
Polisler, askerler, hapishane, sorgulama…
Ne zaman bitecek kaçıştıkça düştüğümüz bu aşağılık kutsama? Ölüm gelmez mi çağırıldığında? İlla görmek mi gerekli hiç görmek istemediğini? İstediğimiz özgürlüktü sadece, bir huzurdu halbuki. Şimdi ise etrafımız zikzak mayınlarla çevrili.
Bakalım kim kaçıp kurtaracak kendini.