“Hayat, başkalarının bize tuttuğu aynalardan ibaret değildir; asıl hikâye, kendi içimizdeki o derin aynaya bakmaya cesaret ettiğimizde başlar. Seçimlerimizle ördüğümüz bu evrende; ya bir rüyanın içinde kayboluruz ya da o rüyadan uyanıp kendi cennetimizi inşa ederiz. İşte bu yazı, bir ‘an’ın içine sığan sonsuz döngüye, iyiliğin terazisine ve insanın kendi içindeki o büyük doğuma bir davettir.”

SANATÇININ DOĞUŞU

AYNADAKİ SEN:UYANIŞ MANİFESTOSU

İnsan kendi hikâyesini kendi yazar. Her şey bir seçimdir; roman yazmayı da seçebilir insan, ölmeyi de… Şarkı söylemeyi de seçer insan; derviş olup, abdal olup susmayı da…

Sen neyi seçeceksin?

Aynadaki suretlere aldanma, onlar seni yanıltabilir. Sen içindeki aynaya bak, kendi içindeki hikâyeyi kendin yarat. Anlamı arayıp seçebilirsin bilmeyi; ama bilmek ölmek demek, ölmek doğmak demek, doğmak yazmak demek…

Sonsuz teşekkürler evrenin asıl sahibine, okuduğum tüm kitaplara, izlediğim tüm filmlere, hayatıma giren tüm insanlara, kokladığım tüm çiçeklere… Teşekkürler, teşekkürler… Yani her şeye!

Biz hikâyemizi kendimiz yazarız. Aslında çoğu kişi sana ayna olur; sen hangi aynaya baktığına dikkat et. Aynalar seni yanıltmasın. Sen içindeki sevgiye güven, o olacak sana pusula. Sen yüzünü hep ışığa dön; kelebek misali ol ışık seni yakacak belki ama yol da gösterecek sana. Sen karanlığı aydınlatma niyetinde ol; ateş böceği misali hiçbir şey tek değil “O”ndan başka… Her şey sana yol gösterir, aynalara bakarken yanılma. Sen güzeli gör, güzeli söyle; kaybolmaz hiçbiri, yankı bulur evrende ve sende…

Sen evrensin… Evrenin iç içe geçmiş dünyalarından birisin. Sadece ne yukarıdasın ne aşağıda; sadece bir anda. Ne güzel söylemiş şair: “Ne içindeyim zamanın, ne de büsbütün dışında; yekpare, geniş bir anın parçalanmaz akışında.” İç içe geçmiş evrenlerin tümüyüz aslında.

Cennet de orada, cehennem de… Sen seçimini yap. İster orada ister burada var olmak için istediğin yeri seç; sen yarattın cenneti de cehennemi de insan! Tanrı sana sadece “seç” dedi. Seç… Seçince sapladı seni o ana. Ne yukarıda ne aşağıda, sadece bir anda.

Niyetin sensin, niyetin senin kanatların. Nereye uçmak istersen uç; ister yedi kat alta, ister yedi kat üste. “Kırkın” çıkınca senden, yaratırsın senden bir sen. Kırk dediğime bakma; kırk yıl da olur, kırk ay da, kırk gün de, kırk saatte, kırk dakikada, kırk saniyede, kırk salisede…

Hepsi bir anda olur. Bir anda… Şaşar kalırsın, küçük bir çocuğun yeniden dünyaya doğmuşçasına şaştığı gibi. Sen dünyayı bir sanma, dünya katmer katmer aslında. Rüyadasın, hadi uyan!

Gerçek bu: Kibir azabıdır “kabir” sanılan hikâye. Bitmedi, bitmedi; hadi uyan! Soğuduysa ayakların, ellerin; toplandıysa nefesin göğsünde; çıkmıyorsa son soluğun o candan ümit kesilmez.

Sen iyiyi gör, iyi yap, iyi yaz. Amel defterin, aslında kendi yarattığın ve yazdığındır. Yukarıdan bir yerden gelecek sanma; ne sağdan verilir ne soldan, onu sen yazacaksın zordan zordan…

Bu hikâye bitmez. Dünyayı, seni; iyilik, güzellik ve aşk kurtaracak. Belki diyeceksin; “Var mı terazisi Tanrı’nın, dünyanın, senin?” Bilinmez nasıl ölçtüğü terazinin… Sen iyiyi attıkça kefen dolacak. Vardır elbet çalanı kefeden; sonsuz döngünün parçasısın sen. Ne söyleyecek söz biter, ne yazacak iyilik; ne gören göz biter, ne duyan kulak, ne koklayan burun… Ne de anlatılacaklar.

Ne aklına biat et ne kalbine. Bilmen gereken tek şey, şairin dediği gibi: “Sen havada salıncak, salınırken etrafına bak.” Gözlerini kapatırsan kalbini dinlersin, gözlerini açarsan beynini dinlersin. Boşuna değildir göz kırpışların.

Artık ben de biliyorum hiçbir şey bilmediğimi. Sen fikrini yeniledikçe yeni bir gün doğacak. Evrenin bu sonsuz döngüsünde değişmeyen tek şey bu olacak.

Bana deme hiç “özgün değil yazdıkların” diye. Heybendeki sensin. Ne attıysan, ne attıysam o çıkacak benden. Çıkanlar bunlar şidilik.

Sen hangi aynaya bakıyorsun?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir